Tarih: 01.03.2026 17:07

‘HÜRMÜZ’ BİLMECESİ.. TÜRKİYE’Yİ NASIL ETKİLER NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?

Facebook Twitter Linked-in

İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırıları sonrası gözler Basra Körfezi'nin kilit noktası Hürmüz Boğazı'na çevrildi. Tahran'dan gelen "geçiş yasağı" telsizleri küresel enerji hattında alarm zillerini çaldı. Dünyada taşınan petrolün yaklaşık dörtte birinin geçtiği bu dar su yolunun küresel anlamda önemi nedir? Bu yaşananları Türkiye açısından nasıl değerlendirmek gerekir? 5 soruda mercek altına aldık.

İsrail ve ABD'in İran'a saldırması, Orta Doğu'da gerilimi yeni bir aşamaya taşıdı. Tahran'ın elindeki en güçlü kozlardan biri ise Hürmüz Boğazı. Basra Körfezi'nin çıkışında yer alan Hürmüz Boğazı, Ortadoğu'daki petrol üreticisi ülkelerin Asya, Avrupa, Kuzey Amerika ve ötesine ikmal yaptığı kritik bir güzergâh.

TÜRK BAYRAKLI GEMİLER İÇİN UYARI

Denizcilik Genel Müdürlüğü'nden ise Türk bayraklı gemiler için önemli bir uyarı yapıldı. Denizcilik Genel Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada "Bölgedeki seyir duyurularının takip edilmesi, gerekirse Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi (AAKKM) ile temas kurulması önem arz etmektedir" denildi.

Denizcilik Genel Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada "İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan gemi geçişlerini yasakladığına dair telsiz yayınları yapıldığı bilgisi gelmiş olup, bölgede Türk bayraklı gemiler için ISPS Kod Güvenlik Seviyesi 3'tür. Bölgedeki seyir duyurularının takip edilmesi, gerekirse AAKKM ile temas kurulması önem arz etmektedir" ifadelerine yer verildi.

Hürmüz Boğazı'nın küresel anlamda önemi nedir? Konuyu Uluslarası Deniz Hukuku ve Ticareti Uzmanı, Esenyel & Partners Avukatlık ve Danışmanlık Kurucu Ortağı Avukat Selçuk Esenyel ile 5 soruda mercek altına aldık.

'KAPANMA' ÇOĞU ZAMAN RESMÎ BİR İLANLA OLMUYOR

1- Hürmüz Boğazı'nın küresel anlamda önemi nedir?

Selçuk Esenyel: Hürmüz Boğazı, dünya enerji ticaretinin kalp kapakçığıdır. Basra Körfezi'ni Umman Körfezi'ne bağlayan bu dar geçit, günlük ortalama 20 milyon varille küresel petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birinin, LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) ticaretinin ise yaklaşık beşte birinin geçtiği bir koridordur. Örneğin Çin'in ithal ettiği petrolün yüzde 45'i Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor.

Tüm bunlar şu anlama gelir; burada yaşanan her güvenlik gerilimi, anında petrol fiyatına, LNG spot piyasasına, tanker navlunlarına ve savaş riski sigortalarına yansır.

Önemli bir nokta şu: "Kapanma" çoğu zaman resmî bir ilanla olmaz. Denizcilikte fiili kapanma; sigorta şirketlerinin teminat vermemesi, armatörlerin gemi göndermeyi reddetmesi, Charter sözleşmelerinde risk maddelerinin devreye girmesi ile gerçekleşir. Eğer gemilerin U dönüşü yaptığı iddiası doğruysa, bu durum piyasanın siyasi açıklamayı beklemeden risk fiyatlamasına başladığını gösterir. Deniz ticareti hukuk metinleriyle değil, risk primiyle çalışır.

'SADECE ORTA DOĞU DEĞİL, AVRUPA'DAN ASYA'YA KADAR TÜM ENERJİ İTHALATÇILARI ETKİLENECEK'

2- Gerilim bu şekilde devam ederse dengeler nasıl değişir? Ekonomik etkiler ne olur?

Selçuk Esenyel: Şu an için "Boğaz açık ama geçiş iki kat pahalı" senaryosu piyasa açısından en gerçekçi risk olarak öne çıkıyor. Böyle bir durumda yaşanabilecekler ikiye ayrılıyor. İlk 24-72 saat içinde petrol fiyatlarında sert bir sıçrama görülür, LNG spot piyasasında ani artış yaşanır, tanker navlunları yukarı yönlü patlar ve savaş riski sigortalarında dramatik prim artışları ortaya çıkar. 

Krizin haftalarca sürmesi halinde ise küresel enflasyon baskısı belirginleşir, enerji ithalatçısı ülkelerde cari açık genişler, rafineri marjlarında oynaklık artar ve tedarik zinciri boyunca maliyet geçişkenliği hızlanır. LNG boyutu özellikle kritiktir; Katar çıkışlı sevkiyatlar için Hürmüz Boğazı ana arter niteliğindedir.

Alternatif boru hatları mevcut olsa da kapasite sınırlıdır; bu nedenle boğazın tamamen ikame edilmesi mümkün değildir, yalnızca etkisi azaltılabilir. Sonuç olarak böyle bir gelişme sadece Orta Doğu'yu değil, Avrupa'dan Asya'ya kadar tüm enerji ithalatçılarını etkileyen küresel ölçekte bir arz şoku anlamına gelir.

'BÜYÜK ARMATÖRLER BÖLGEYİ YÜKSEK RİSKLİ ALAN İLAN EDEBİLİR'

3- Uluslararası deniz ticareti açısından sıradaki adımlar ne olabilir?

Selçuk Esenyel: Uluslararası seyrüsefere açık boğazlarda temel prensip transit geçiş rejimidir ve bu rejim geçişin askıya alınamayacağını öngörür. Ancak hukuki ilke ile ticari gerçeklik her zaman örtüşmez. Güvenlik riskinin yükseldiği bir senaryoda büyük armatörler bölgeyi "yüksek riskli alan" ilan edebilir, charter party sözleşmelerinde force majeure ve savaş klozları devreye girebilir, devlet destekli konvoy uygulamaları gündeme gelebilir ve uluslararası donanma devriyeleri artırılabilir.

Buna paralel olarak savaş riski teminatları daraltılabilir ya da primler keskin şekilde yükseltilebilir.Denizcilikte krizler çoğu zaman mahkeme salonunda değil, sigorta piyasasında çözülür; eğer sigorta teminatı sağlanamıyorsa, hukuken açık olan bir geçiş ticari olarak fiilen durabilir.

'SİGORTA HUKUKU AÇISINDAN DA ÇOK KATMANLI BİR KRİZ NİTELİĞİ ORTAYA ÇIKABİLİR'

4- Alternatif ticaret rotaları gündeme gelir mi? Hukuki sonuçlar ne olabilir?

Selçuk Esenyel: Alternatif rotalar teorik olarak mevcuttur; Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz'e uzanan boru hatları, BAE'nin Fujairah çıkışlı petrol hattı, Irak-Türkiye hattı üzerinden Ceyhan çıkışı ve LNG tarafında ABD, Afrika ile diğer tedarikçilere yönelme seçenekleri gündeme gelebilir. Ancak bu güzergahların toplam kapasitesi, Hürmüz Boğazı üzerinden geçen hacmi bütünüyle ikame etmeye yetmez.

Bu nedenle alternatifler krizi ortadan kaldırmaz, yalnızca etkisinin şiddetini azaltabilir. Hukuki açıdan bakıldığında ise uzun süreli fiili engelleme uluslararası sorumluluk tartışmalarını gündeme taşır; taşıma sözleşmelerinde ifa imkansızlığı ve gecikme kaynaklı ihtilaflar artar, sigorta sözleşmeleri yoğun biçimde tartışılır. Dolayısıyla ortaya çıkan tablo yalnızca jeopolitik bir gerilim değil, aynı zamanda ticaret ve sigorta hukuku açısından da çok katmanlı bir kriz niteliği taşır.

'TÜRKİYE AÇISINDAN EN HIZLI ETKİ GENELLİKLE FİZİKSEL BİR ARZ KESİNTİSİ DEĞİL'

5- Bu yaşananları Türkiye açısından nasıl değerlendirmek gerekir?

Selçuk Esenyel: Türkiye açısından en hızlı etki genellikle fiziksel bir arz kesintisi değil, doğrudan bir fiyat parametresi artışı şeklinde ortaya çıkabilir. Enerji ithalat maliyetlerinin artması, navlun ve bunker yakıt fiyatlarının yükselmesi, elektrik üretim maliyetlerinde artış ve buna bağlı olarak sanayi girdi maliyetlerinin yukarı yönlü baskı görmesi zincirleme biçimde enflasyonist etki riskini artırabilir.

LNG tarafında ise daha doğrudan bir risk söz konusudur. Türkiye, dönemsel olarak LNG kullanım oranı yüksek bir ülkedir ve Hürmüz Boğazı kaynaklı akışta yaşanabilecek bir aksama tam bir gaz kesintisi anlamına gelmese de daha pahalı spot LNG alımını gündeme getirebilir. Bu da hem cari açık hem de iç piyasa maliyetleri üzerinde ek baskı oluşturabilir. Kısa vadede net etkinin genellikle maliyet artışı yönünde olacağını söyleyebiliriz.

Öte yandan uzun vadede kriz dönemlerinde jeostratejik konumlar öne çıkar. Bu da Türkiye'nin enerji transit ülkesi rolü ve alternatif koridor niteliğinin daha fazla önem kazanabileceği anlamına geliyor. /HÜRRİYET.COM.TR




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —