Türk Hava Kurumu’nun 101’inci kuruluş yıl dönümü olan 16 Şubat’a rast gelen bir yazı yazdım. Kurumu 2023’ten bu yana yöneten Kayyum Heyeti’nin yaptıklarını, yapmaya niyet edip de yapamadıklarını sıraladım.
Yazı yayınlandıktan bir hafta sonra basında THK Kayyum Heyeti’nin yerine atama yapıldığı haberi yer aldı.
23 Şubat’ta medyaya yansıyan bu değişikliklerin fiili olarak hayata geçmesi yani devir teslim ancak 25 Şubat’ta zar zor da olsa gerçekleşti.
THK’dan yapılan açıklamaya göre kayyum heyetine şu isimler atandı.
Ankara 9. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararı doğrultusunda, Kayyum Heyeti Başkanı Vali Kemal Yurtnaç’ın yerine Hukukçu Prof. Dr. Akın Ünal, heyet üyeleri Dr. Mustafa Cihad Feslihan ve Prof. Dr. Ali Akyıldız’ın yerine ise YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Karaman atandı. İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Fahrettin Kaya ile Av. Kaan Şahinalp, THK Kayyum Heyeti üyeliğini sürdürecek.
Hayırlı olsun, başarılı olsunlar dilerim.
Şurası kesin bir gerçek ki, bu kararın yeni atanan iki bakanla ilgisi yoktur. Karar, daha önce başlayan sürecin bir sonucu olarak tezahür etti denebilir.
Kemal Yurtnaç görevi bırakmamak için direndi, araya birilerini de soktu gibi duyumlar olsa da, mahkeme aldığı bu karardan geri adım atmadı, dönmedi.
Bu işler acaba neden böyle oluyor!
Öncelikle bir dernek olan Türk Hava Kurumu’nda demokratik seçimlerin neden yapılmadığı, kayyum ataması teamülünün neden benimsediğini de göz ardı etmemek lazım. Buna rağmen aynı siyasi iradenin iş başına getirdiği kayyumların, yine aynı makamlarca görevden alınmasının nedeni nedir?
2023 sonunda göreve gelen Kemal Yurtnaç neyi eksik veya yanlış yaptı da görevden alındı bilmek hakkımız. Fakat bu konular halka açıklanmıyor.
Kendi kendime bu soruyu sorunca geçen hafta yazdığım yazıda THK faaliyet raporuna bir daha baktım.
Orada akçalı konular var, orada yine ranta dönüştürülmüş bazı konulara el atıldığını görebiliyoruz. İşte bu rantı kesilenler yoğun bir baskıyla görev değişimini için birilerinden istekte bulundu mu?
Bu gibi konularda kimin lobisi daha güçlüyse, kimlerin arkası ve dayısı kuvvetliyse onların dediği olur diye kanaat oluşmaması için neden yok! Hikayeler hep aynı, biri birine benzer.
Kuruma tam da para akışı başladığı sırada bu değişimin amacı ne olabilir?
Faaliyet raporunda uçak satışları var, bazı satın almalar var, kiralamalar var.
Yangın söndürme uçakları 21 milyon dolara satılmış. 140 milyon dolar olan borç iki yıl gibi bir sürede 97 milyon dolara düşürülmüş. Bağış miktarı 28 milyondan 67 milyon liraya çıkarılmış.
Helikopterle hava ambulansı faaliyeti ortaklığından 40 milyon lira mahkeme ile tahsil edilmiş. Selçuk Havaalanı’nın geliri 2 milyondan 40 milyona çıkmış. Bin 400 dava dosyası icraya intikal ettirilerek tahsilatlara da başlanmış.
Kurumun en önemli taşınmazı olan Tayyare Evleri’ndeki otelin aylık 335 bin dolar olan kirası 850 bin dolara çıkarılmış. Yeni kira bedeli olarak 1 milyon 620 bin dolar üzerinden kira tespit ve tahliye davası açılmış, son aşamaya gelinmiş. İşte kayyumun el attığı tüm bu konular birilerini rahatsız etmiş olacak ki, işini dürüst, adil ve namuslu bir şekilde yapan çalmayan ve de çaldırmayan valilikten gelme Kemal Yurtnaç ile arkadaşları Ali Akyıldız ve Mustafa Cihan Feslihan görevden alındı veya uzaklaştırıldı.
Gidenlerin gelirken beyan ettikleri mal varlığıyla şimdiki mal varlığının tesbit edilmesiyle bir rüşvet ve suistimalinin olup olmadığı kolayca anlaşılabilir.
Aynı şekilde göreve yeni gelenler de mal varlığını kamuoyuna açıklamalı.
Türk Hava Kurumu, kuruluş amacına uygun yönetilmediği için kayyum atama uygulamasına gidilmişti. Bu gidişle kurum hep böyle yönetilecek diye düşünmekten geri duramıyoruz.
En kısa zamanda demokratik seçimler yapılmalı ve kurum kayyum tayinleri yerine biran önce seçimlerle göreve gelecek liyakatli ellere teslim edilmeli.
Mutlu yarınlar Türkiyem.
musaalioglu@gmail.com
-------------------------------------------------------------------------------------
TÜRKİYE HAVA SAHASINDAN GEÇİŞ REKORU
UÇUŞ TRAFİĞİ ÇOK, PARA TRAFİĞİ YETERSİZ
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyeti Teşkilatı (EUROCONTROL) verilerine göre Türkiye’nin hava seyrüsefer hizmetlerinde tarihi bir rekora imza attığını duyurdu. Bakan Uraloğlu’nun yaptığı açıklamaya göre, Türkiye, 2026 yılı Ocak ayında 1 milyon 671 bin 405 hizmet birimi ile EUROCONTROL üyesi 42 üye ülke arasında şimdiye kadar kaydedilen en yüksek hizmet birim sayısına ulaşmış. Bakan Bey’in açıklamasına göre son üç aydır Avrupa’nın en fazla hizmet üreten ülkesi olarak, başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerini geride bırakıp ‘liderliğimizi’ sağlamlaştırmışız. İlk bakışta, bu sözlerle alkışlanacak bir başarının dile getirildiğini anlıyoruz.
Acaba öyle mi? Bence öyle değil. Bu sayının tek başına bir başarı şeklinde sunulması yanlıştır. Neden derseniz bu konunun bir başarı olarak sunulabilme şansı kazandırdıklarıyla mümkündür. Önemli olan, mavi gökyüzünü ‘yol geçen hanı’ gibi rahatlıkla kullanan ve en iyi hizmeti alan yabancı şirketlerin ödediği üst geçiş ücretlerinden bizim payımıza ne kadar para düştüğüdür. Rekor kıran üst geçişlerden aldığımız paranın da rekor kırabilecek kadar yüksek olması gerekmez mi acaba?
Bilindiği gibi Türkiye'nin de asli üyesi olduğu Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyeti Teşkilatı (EUROCONTROL) hava sahası kullanıcılarından tesis ve hizmetlerin kullanılması karşılığında bir para tahsil etmektedir. Üye ülkeler her yıl başta personel gideri ve diğer harcamalarından oluşan bir maliyet belirleyerek bunu EUROCONTROL’a bildirirler. Türkiye’de hava seyrüsefer hizmetini sağlayan Devlet Hava Meydanları İşletmesi de üst geçiş için yaptığı tüm harcamaları belirleyerek bir maliyet çıkarıp gereğini yapması için EUROCONTROL’a gönderir.
EUROCONTROL da gelen bu miktara göre, hava sahamızın kullanılması karşılığında bize bir para öder. İşte asıl mesele budur. Hava sahamızı rekor sayıda uçağın kullanması ve liderlikle övünüyoruz. Fakat payımıza düşen parada ne yazı ki liderlik başkalarının tekeline geçmiş ve öyle de gitmekte.
Dört saatlik uçuş süresiyle 1,4 milyar insanın yaşadığı tam 67 ülkeye erişim sağlayan, 1 milyon metrekareye yakın genişlikteki Türkiye’nin hava sahası dünyayı birbirine bağlayan çok önemli ve jeostratejik bir konumda bulunuyor.
Bu kadar yoğun ve rekorlar kırabilen hava sahasından geçen uçaklar için EUROCONTROL Türkiye’ye (DHMİ) 2023 yılında 13 milyar 141 milyon 444 bin TL, 2024 yılında 24 milyar 809 milyon 528 bin lira ödeme yapmış.
2025 yılında 35 milyar 719 milyon 163 bin TL(Rakam henüz açıklanmadı) 2026 yılında 37 milyar 220 milyon 69 bin TL, 2027 yılında ise 43 milyar 435 milyon 358 bin TL’lik ödeme yapılması öngörülüyor. İnşallah bu gerçekleşir.
Hizmet birim sayısının hava aracının ağırlığı ve kat ettiği mesafeye göre hesaplandığı göz önüne alındığında 1.6 milyon hizmet biriminin havacılık kapasitesi açısından çok önemli bir gösterge olduğunu hatırlatmalıyız.
Biz, 2025 yılı için ön görülen parayı gerçekleştirdik mi, ayrıca Avrupa ülkelerinin aldığı payların ne kadar olduğunu da öğrenebilsek iyi olur.
Şimdi burada sorulması gereken soru Avrupa’ya göre biz de işçi ücretlerinin ucuz oluşumu maliyetin de düşük olmasına neden oluyor. Bu hesaplama yeniden gözden geçirilse ve Avrupa ortalamalarına yakın bir seviyeye yükseltilse olmaz mı? Böylece hem payımıza düşen para artar, hem de bu parayı pay ettiğimiz kamu görevlileri daha fazla para almış olmazlar mı?
İşin teknik tarafını DHMİ yetkilileri daha iyi bilirler. Sayın Bakan bir şey söylemeden, gerekenleri yaparlarsa hem fazla para, hem de dua alırlar.
Bu arada, EUROCONTROL’den gelen bu paradan kim aldı, kim almadı, kim ne kadar aldı, kim alamadı gibi yıllarca süren tartışmasının da böylece önüne geçmek için bir fırsat doğmuş olabilir. “Meteorolojik veriler olmasa, uçaklar da kalkmaz” diyen meteorolojiciler ve diğer hak sahipleri de rahata kavuşur.